ÖZET
Bu çalışma, bir şehir planlamacısı olan Kevin Lynch’ nin perspektifinden kentlerin görünümünün önemi ve değiştirilebilirliğinden hareketle, algılanması ve hatırlanması yüksek bir kent formu tasarlanması üzerine yapılmış olan bir araştırmanın değerlendirilmesi ve incelenmesidir. Bu bağlamda kent formlarının kentleşme üzerindeki etkileri tasarımsal bir sorun olmanın ötesinde, kentlerde yaşayan bireylerin gözünden algılanmaları ölçüsünde kent imgeleri de oluşturmaktadır. Yapılmış olan bu araştırma ön araştırma niteliği taşımaktadır. Araştırmada üç şehir; Los Angeles, Jersey City ve Boston’ da deneklerden toplanan veriler doğrultusunda deneysel araştırma kent formu tasarlanması, kent imgesi adında bir kitapta birleştirilmiştir.
GİRİŞ
Kente görünür bir form kazandırmak özel bir tasarım sorunudur. Kentlerin önemi, değiştirilebilirliği, kentte yaşayan bireyler ya da dışarıdan bakan yabancı tarafından algılanma düzeyleri; kentlerin görünümleri bu değişkenler hakkında pek çok ipucu sunmaktadır.
Kentlerin görünümleri insan zihninde belli bir algılama perspektifiyle çerçevelenir ve şekillenir. Kent algısı bütüncül bir algı değildir. İçerisinde başka endişeleri barındıran birçok etkiyle şekillenen parçalı bir algılama sonucudur. Kentler, neredeyse her bir duyunun dâhil olmasıyla şekillenen ve bu şekillenmenin sonucunda imge ile çerçevelenen bir birleşimdir. Bu bilgiler ışığında “kent” e dair bir tanımlama yapılacak olursa kapsayıcı bir tanımlama ancak şu şekilde yapılabilir.
Kent; çok çeşitli sınıf, düşünce tarzı, alışkanlık ve karakterlere sahip milyonlarca insan tarafından algılanabilen ve hatta zevk alınan bir nesne olmanın ötesinde, yapısını kendilerince sebeplere göre sürekli değiştiren ve geliştiren pek çok yaratıcının ortaya çıkardığı bir üründür.
İnsanların kentlerin dönüşümü, değişimi ve tasarlanması üzerine etkisi sanıldığından daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü kentte yaşayan her bir birey algılaması ölçüsünde katkılarda bulunacak ve yaşadığı kente ilişkin değerlendirmeler yapacaktır. Aynı şekilde kente yabancı olan kimseler tarafından da aynı değişkenler yine bu kişilerin bakış açıları ölçüsüyle sınırlıdır.
Çalışma da hareket noktası olan ‘Kent İmgesi’ adlı kitap değerlendirildiğinde, kitabın beş ayrı bölümden oluştuğu ve her bir bölümde kent tasarlanmasında önem arz eden noktalar üzerinde durulduğu görülmektedir. İlk bölüm çevrenin imgesi başlığı altında kentin okunaklılığı, imge oluşturmak, kentin yapısı ve kimliği ile imgelenebilirliği alt başlıklarından oluşmuştur. İkinci kısımda, kent formu tasarlanması üzerine yapılan deneysel araştırmanın veri toplanma süreçlerinde seçilen üç şehrin ve ortak noktalarının değerlendirildiği görülmektedir. Bir sonraki bölüm için, kent imgesi detaylı ele alındığından teorik bir bölüm olduğunu söylemek uygun olacaktır. Kent imgesinin ne olduğu nasıl oluştuğu ve bileşenleri açıklanmıştır. Dördüncü bölümde kent formu başlığı altında ‘Bir kent nasıl tasarlanır?’ sorusu ele alınmıştır. Son bölümde ise yapılan araştırma sonuçları değerlendirilerek, kent formu tasarlanmasında kullanılmak üzere araştırma sonucunda oluşturulan yeni bir ölçek verilmiştir.
Kent tasarlanmasında en önemli unsur, tasarlanacak olan kentin okunaklı olmasıdır. Okunaklı bir kent; bölgeleri, sınırları, yolları kolayca ayırt edilebilen ve bütünlüklü bir doku içinde gruplandırılabilen alan olarak açıklanabilir. Yol bulma sürecinin stratejik halkası çevresel imgedir. Bu bireyin dış dünyayı zihninde genellediği bir resimdir. Bu noktadan hareketle kent için, potansiyel olarak, karmaşık bir toplumun güçlü bir sembolü olduğu vurgusu önemlidir.
Kent imgesi oluşturmak esasında gözlemi merkezinde barındıran, gözlemci ve çevre arasında işleyen iki yönlü bir sürece dayanır. Çevrenin yapısı, kentin özellikleri, kentin planlaması imgeyi yaratım sürecine katkı da bulunur ya da tersi şekilde yaratım sürecinin zorlaştırır. Bu süreçte gözlemcinin yaşı, cinsiyeti, içinde bulunduğu kültür gibi özellikleri de önemlidir. Bir çevresel imge bu değişkenler göz önünde bulundurularak üç bileşeni içerecek şekilde oluşturulur. Bunlar; kimlik, yapı ve anlamdır. Kent imgesinde üzerinde durulması gereken bir diğer noktada imgelenebilirlik tanımıdır. Herhangi bir gözlemcide güçlü bir imge yaratma olasılığı taşıyan fiziksel objelerin niteliği imgelenebilirlik şeklinde ifade edilebilir. Örnek olarak Venedik, imgelenebilirliği güçlü bir kent olarak nitelendirilebilir.
Kent formu tasarlanması üzerine üç şehir baz alınarak yapılan bu araştırmada imgelenebilirliğin üzerinde durulmasının nedeni fiziksel çevrenin vurgulanması ve zihinsel imgede yapı ve kimliğin önem teşkil etmesidir. Çevre karmaşık bir düzendir. Bu bağlamda imge; kişi, çevre ve anlam doğrultusunda güçlenir ya da zayıflar. Kent formu imgelenebilirliği ne kadar güçlüyse tasarlanan kentin imgesi ve yaşanabilirliği de aynı ölçüde güçlenir.
Öğrenme süreçlerine bakıldığında ilk odaklanılan içsel öğrenme süreçleridir. Ancak Kent İmgesi adlı kitapta verilen araştırmaya bakıldığında; içsel öğrenme süreçleri kadar dışsal öğrenme süreçlerinin, fiziksel formunda kent tasarlanmasında çevresel imgenin oluşturulması ve gelişmesinde etkili olduğu vurgusu üzerindedir. Kentin tasarlanmasında mimari etkinin gücü yadsınamaz bir gerçektir. Mimarlık üzerine, bir çevrenin, alanın görünür kılınma biçimi ifadesi çarpıcıdır.
Üç Şehir: Boston, Jersey City ve Los Angeles
Çalışmada hareket noktası, var olan formun ve onun kentli üzerindeki etkilerinin analizinin kent tasarımının temel yapı taşlarından biri olduğu inancıdır. Bu bağlamda bu kentlerin seçilmesinin nedenleri;
Boston için, kentin sahip olduğu mekansal zorluklar
Jersey City için, kolayca okunabilirliği bir anlamda zayıf imgelenebilirliği
Los Angeles için ise planlamanın farklılığı, özgün bir planlamaya sahip oluşu
Her bir kent için iki temel analiz yapılarak değerlendirilmiştir. Birincisi eğitilmiş bir gözlemci, yaya olarak sistematik alan araştırmaları gerçekleştirmiş olup notlar alarak bireysel algılarıyla araştırmaya katkı sağlamıştır. İkinci olarak fiziki çevrelerine yönelik kişilerin bireysel algılarını ortaya çıkarmak için küçük bir grup kent sakiniyle ayrıntılı görüşmeler yapılmıştır. Araştırma esnasında açık alanlar, bitki örtüsü, yolların yapısı, görsel farklılıklar gibi pek çok özelliğin kentsel alan için önem taşıdığı ortaya çıkmıştır. Çünkü insanlar bu noktaları öncelikli ve belirgin olarak algılamaktadır.
Boston kentine baktığımızda ilk göze çarpan eski bir yerleşim yeri olmasıdır. Tarihi ve taşıdığı Avrupalı havası bu kenti diğer Amerikan kentlerinden ayırır. Kentin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına bakıldığında, düşük ve yüksek gelir gruplarının bir arada olduğu göze çarpar. Ayrıca ticari bir anlamı ve boyutu da olan bir kenttir. Bu kent bağlamında görüşülen kişiler için Boston, sık dönüşlerin ve kafa karıştırıcı yolların kenti olduğu değerlendirmesi dikkat çekmektedir. Karma işlevlere sahip ve büyük alanlardan oluşan bir kenttir.
Jersey City, Newark ve New York arasında kalan merkezi faaliyetlerin az olduğu bir kenttir. Hatları demiryolu ve otoyollarla çizilmiş olup, yaşanılacak bir kent olmaktan çok geçiş noktası olarak nitelendirilmektedir. Jersey City, etnik ve sınıfsal mahallelere bölünmüştür. Düzensiz sokak yapısı dikkat çekicidir.
Araştırmaya katılan kişilerce yapılan değerlendirmelerde ortak vurgu; kente yabancı bir kişinin kente ilişkin değerlendirmesi ilk başta tekdüze, pis ve kötü kokusu olurken, bu kentte yaşayan kişilerin gözünde böyle olmaması ilginçtir. Bu açıdan kent imgesindeki kişisel özellik, bakış açısı gibi kişinin yani gözlemcinin getirdiği etki öne çıkmaktadır. Jersey City denekler açısından değerlendirildiğinde ortak noktalar; bütünlüğünün olmaması, tek merkezin olmayışı ve birçok köyün bir araya gelmiş hali şeklinde yorumlanmasıdır. Denekler kent imgesini görsel imgelerle değil, sokak isimleri ve kullanım alanlarıyla açıklamaya çalışmış olması kent imgelenebilirliğinin zayıflığının işaretidir.
Los Angeles, kent merkezi olarak belirgin bir yerle tanımlanan bunun haricinde birçok merkezi de öne çıkan bir kenttir. Los Angeles için deneklerin yaptığı yorumlarda öne çıkan, geniş, ferah ve şekilsiz şeklinde ifadelerle tanımlanması durumudur. Los Angeles zihinsel bir bütün olarak canlandırılması zor bir kenttir. Aynı zamanda kent formu bakımından planlaması farklı ve kendine has bir karmaşıklığı olan bir kenttir.
Üç şehir birlikte değerlendirildiğinde öne çıkan ortak noktaları vardır. Kişiler üç şehirde de çevrelerine adapte olmuşlardır. Kentlerin formları incelendiğinde mekan ve görünümlerin önem arz ettiği görülmektedir. Bu anlamda kentin büyüklüğü ve planlaması da öne çıkmaktadır.
Kent İmgesi ve Bileşenleri
Kent tasarlanmasında belirgin olan öncelik algılanabilir somut nesnelerin etkilerinin öne çıkmasıdır. Bu anlamda fiziksel unsurlardan hareketle kent imgesinin içeriğinin; yollar, sınırlar/kenarlar, bölgeler, düğüm/odak noktaları ve işaret öğeleri şeklinde beş başlık altında toplanabileceği görülür.
Yollar, bir kent tasarlama sürecinde oldukça önemli ve baskın bir unsurdur. Hareket halinde iken kişiler yollar üzerindeki öğeleri algılıyor ve kentin tanınması, öğrenilmesi belirgin olarak yollarda hareket halindeyken gerçekleşmektedir. Görsel algı hâlihazırda da insanın diğer duyularına nazaran güçlü bir duyu olduğundan, kent formu içerisindeki önemi, kentin yolları açısından değerinin öne çıktığı görülmektedir.
Yolların başlangıç noktaları ve istikametleri bir arada değerlendirilebilir, insanlar bu iki durumu bir arada düşünme eğilimindedirler. Bu bağlamda bir kenti sarıp sarmalayan güçlü bağları oluşturur. Kent formu tasarlanırken de ölçeklerde hem mimari açıdan hem de kentin var oluş süreçleri açısından öncelikli dikkate alınması gereken detaydır.
Sınır ya da kenar olarak ifade edilen bileşen yollar kadar baskın olmamakla beraber kent içinde yön bulmak için önem arz ettiğinden etkili bir bileşen olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu anlamda imgelenebilirlik açısından önemlidir. Kenar olarak ifade edilen öğeleri yollar da oluşturabilir. Mimari çalışmalarda ya da kente dair tasarımlarda kenar öğesi çoğunlukla bir yol olarak resmedilir.
Kente ilişkin bir gözlem gerçekleştirilirken, kişi psikolojik olarak bu alanın ‘içine girdiği’ hissini yaşadığından güçlü bir bileşen olarak bölgeler değerlendirilebilir. Bölgeler ele alındığında ortak karakteristiklere sahip olduğu söylenebilir. Jersey City açısından etnik ve sınıfsal mahallelere ayrıldığının ifade edilmesi bir anlamda bölgelerin öne çıktığının göstergesidir.
Düğüm ve odak noktaları, kent imgesi içerisinde kavramsal olarak küçük noktalar şeklinde ifade edilse de etki bakımından kentin formu hakkında pek çok ipucu söylemektedir. Bu noktalar geniş meydanlar ve merkezi yerlerde etkisi güçlü alanlar olarak ele alındığında önemi artar. Bu durum kentte yaşayan ya da dışarıdan gelen yabancı kişilerin gözünde mekansal algı bakımından değerlidir.
İşaret öğeleri de bir kenti tanımlarken veya kenti tasarlarken öne çıkan bir diğer unsurdur. Bu öğeler kolay tanınabilen fiziksel oluşumlar, bina, dağ ya da dükkanlar şeklinde örneklendirebileceğimiz işaretlerdir. İşaret öğelerinden yön bulmanın yanı sıra insan zihninde oluşturduğu sembolik anlamlardan hareketle de değerlendirme yapılabilir.
Tüm bu unsurlar kişi tarafından ne kadar fazla algılanırsa ve bu algılama kişinin ne kadar fazla duyusu ile gerçekleşirse o ölçüde güçlü imgenin oluştuğundan söz edilebilir. Bu imgenin güçlülüğü kent formunun da güçlenmesi anlamına gelir. Bu unsurların planlamalarının etkili yapılması bir kent tasarım süreci taslağının ana hatlarıdır.
Bir diğer nokta bu unsurların yanı sıra, bir kentin tasarlanmasında sanatsal bakış açısının rolüdür. Sanatsal bir tavırla oluşturulan kent aynı zamanda insan amaçlarına hizmet etmelidir. İnsanın var oluş zamanından bu yana bakıldığında uyum sağlama, hislerine uygun olanı algısal olarak düzenleme eğilimi göze çarpmaktadır. Hayatta kalmak ve hakimiyet adaptasyonla birlikte gelişmiştir. Bunun yeni bir aşaması, günümüzdeki formu, insanın çevresini kendi algısal örüntüsü ve simgesel çerçevesine göre uyarlama çabası olduğunu söylemek mümkündür. Bu hem kentlerin oluşumu ve tasarlanması bakımından hem de insanlık tarihinde mimarinin gelişimi açısından önemli bir çabadır.
Kent imgesini oluşturan bileşenlerden hareketle bütüncül olarak ortaya çıkan bir kent imgesi, sanatsal bakış açısı ve insanın ihtiyaçlarına hizmet etmesi noktalarıyla birleştiğinde etkili bir kent formunun tasarlanması nihai sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.
SONUÇ VE TARTIŞMA
Araştırmanın odak noktası, özellikleri ve verileri incelendiğinde kentin imgelenebilirliği, bir kentin okunaklılığı ilk göze çarpan noktalardır. Kent imgesinin güçlü olması görsel algıyla doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda da kent mekanından zevk almanın, çevresel imgenin canlılığı ve tutarlılığıyla ilişkili olduğu sonucuna ulaşılabilir. İmge, gözlemci ve çevre arasında oluşan karşılıklı bir sürecin ürünüdür. Fiziksel form bu imge için güçlü bir noktadır. İmge ve fiziksel form arasındaki ilişki mekansal algımızı oluşturur.
Amerikan kentlerinin görsel niteliği, kentlilerin zihinsel imgesine dayandırarak incelenmiş olup, araştırma da deneklerin hakkında görüşlerinin alındığı Boston, New Jersey ve Los Angeles şehirleri ile ülkemizdeki bazı kentlerle aralarında benzerlik kurmak mümkündür. Araştırmada kullanılan üç kent ve ülkemizdeki kentler arasında benzerlik kurulacak olursa, seçilebilecek olan üç kent İstanbul, Ankara ve Bursa olabilir. Ülkemizdeki bu kentler de araştırma sürecinde kullanılan kent imgesi ve bileşenleri bakımından değerlendirildiğinde araştırma sonuçlarıyla benzer sonuçlara ulaşılmasının muhtemel olduğu düşünülmektedir.
Kent imgesinin bileşenleri ve alt öğeleri arasındaki ilişki bir kent formu tasarlanırken organizasyon ve tasarımsal problemleri de beraberinde getirir. Tasarımın nasıl yapıldığı, hangi bileşene ne kadar yer verildiği tasarımsal anlamda önemli bir noktadır. Tasarlanan kentin ölçeği ne kadar büyürse, aynı kentin imgelenebilirliği de o ölçüde azalmaktadır. Ancak bilinçli ve etkili bir tasarlama süreciyle imgelenebilirliği güçlü bir kentin oluşturulmasıyla doğru orantılıdır.
Çevrenin sadece iyi düzenlenmiş olması tek başına yeterli değildir. Kent formunun tasarlanması aynı zamanda şiirsel ve sembolik anlamlar da içermelidir. Bu iki nokta hem sanatsal olmalı savına cevap niteliğinde hem de tasarlanan kentin imgelenebilirliğinin güçlendirilmesi açısından mühimdir. Yapıların net tasarlanması ve kimliğin canlı olması, güçlü semboller açısından önemli bir adımdır.
Kent imgesi bileşenlerinden bölgelerin öneminden hareketle kent tasarlanma sürecinde olduğu kadar kentleşme üzerinde de bölgelerin etkisi ele alınabilir. Kentleşme üzerinde etkili olan bölgeler algısal değerlendirmeler ve anlamlandırmalarında ötesinde göç olgusuyla da ilişkilendirilebilir. Ülkemizde göç hareketine baktığımızda bir kente yeni gelen bir aile ilk olarak yetiştiği kültüre mensup insanların fazla olduğu mahalleye yanı bölgeye yerleşme eğiliminde olacaktır. Bu nokta kentleşme de bölgenin ortaya çıkışı, şekillenmesi ve kentin yapısına ilişkin yansımaları içerisinde barındırır.
İnsanların içinde yaşadığı çevre mekan hissiyatı oluşturuyorsa, faaliyetlerin gelişmesi için de önemli bir adım ifade eder. Aynı zamanda mekan hissiyatının olması kişilerin anı biriktirme düşüncesi ve davranışını da güçlendirir. Kent ne kadar okunaklı ve görünür yani imgelenebilirliği güçlü olursa, kentte yaşayan insan için korku ve karmaşanın azaldığı yerini mekanın, çevrenin zenginliklerine bırakıldığı, mekan hissinin olduğu bir yere dönüşür.
Kentlerin imgelenebilirliği, okunaklılığı ve kent imgesini oluşturan bileşenler incelendiğinde bir diğer dikkat çekici olan nokta da yaşamakta olduğumuz kentlere kakış açılarımızdır. Yaşarken fark edilmiyor olunsa da kentin genel formuna ilişkin, yaşanmışlıkların getirdiği etkiyle yaşanılan kente yönelik oluşan bakış açısının etkisiyle değişen kent imgeleri her gün zihinlerde değişmeye devam etmektedir. Bu bağlamda yapılmış olan bu araştırma bireyleri kendi kent algıları, kent imgeleriyle de yüzleşme ve değerlendirme ihtiyacı içerisine girmeye de sevk etmektedir. Bireylerin kişisel hayatlarının tarihiyle, yaşanılan kentlere ilişkin imgeleri ilişki içerisinde şekillenmektedir. Bu bilincin farkında olarak tasarlanacak kentler, sanatsal yönü olan, güçlü imgelenebilirliği mevcut olan bileşenlerin etkileşimlerinin farkında olarak mimarisi güçlü, etkili formlar olarak karşımıza çıkacaktır.
Kentli için kent hem müthiş hem de korkutucudur. Flanagan’ ın deyimiyle; kent, şaşkınlıklarımızın sahnesidir.
KAYNAKÇA
Çil, E. (2006) Bir kent okuma aracı olarak mekan dizim analizinin kuramsal ve yöntemsel tartışması. YTÜ Mim.Fak. e-Dergisi cilt 1(4), 218-233.
Erçevik Sönmez, B. ve Erinsel Önder, D. (2015) Bir Tasarım Ölçütü Olarak Yön Bulma Kavramı: Tanımlar ve Tartışmalar. Megaron 10 (3), 355-364.
Lynch, K. (2015) Kent İmgesi, (İ. Başaran, Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (orijinal çalışma basım tarihi 1960).
Taşçıoğlu, S. ve Atmaca, M. (2015) Tarihi Kentlerde Dış Mekan Kimliği: Kilis Örneği. Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 20 (1), 54-63.
Ulu, A. ve Karakoç, İ. (2004) Kentsel Değişimin Kent Kimliğine Etkisi. Planlama TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını 3 (29), 59-67.