TOPLUMSAL CİNSİYET ALGISI NEDİR?
BAZI ÖNEMLİ TANIMLAMALAR:
Cinsiyet(sex); kişinin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerinin tümü
Toplumsal cinsiyet (gender); bir kişinin cinsiyetinden ötürü toplum ve kültür tarafından nasıl algılandığını; kadının ya da erkeğin nasıl görünmesi, düşünmesi, hissetmesi, giyinmesi, hareket etmesi ve içinde bulunulan dünyayı nasıl algılaması gerektiğini tanımlayan rol, beklenti ve davranışların tümü
Cinsiyet rolü ya da toplumsal cinsiyet rolü; toplumsal cinsiyetin, kadından ya da erkekten beklediği ve kadına ya da erkeğe uygun görülen davranış, tutum, hak, görev ve yükümlülüklerin tümü
Cinsiyetin toplumsallaşması; aile, eğitim ve medya gibi kurumlarla toplumsal cinsiyet rollerinin öğrenilmesi süreci
Kalıp yargı; insanların sınıflandırma süreci yoluyla dünyayı birçok farklı toplumsal gruba ayırması ve bu toplumsal gruplara ilişkin oluşturdukları bilgilerini, inançlarını ve beklentilerini içeren bilişsel yapı.
Toplumsal cinsiyete ilişkin kalıp yargı; kadına ve erkeğe nasıl davranacağını öğreten bilişsel yapı.
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞ!
Toplumsal cinsiyet biyolojik bir özellik değildir, kız ve erkek çocuklar nasıl görünmeleri, giyinmeleri, konuşmaları, davranmaları, düşünmeleri ya da tepki vermeleri gerektiğini bilerek doğmazlar.
İLGİNÇ BİLGİLER
Kadın ve erkekler ilgi, yetenek ve potansiyelleri doğrultusunda istedikleri meslek alanında çalışabilmelidirler. Oysa araştırmalar meslek seçimlerinin toplumsal cinsiyet kalıp yargılarından, kadın ve erkeğe atfedilen geleneksel rollerden etkilendiğini göstermektedir.
Kadınların durumları mesleki ayrım açısından incelendiğinde, aynı eğitim ve mesleki beceriye sahip olsalar bile erkeklere oranla daha düşük statülerde yer aldıkları ve daha düşük ücretlerle çalıştıkları tespit edilmektedir. Yatay mesleki ayrım açısından da itibarı daha yüksek meslekler daha çok erkekler tarafından doldurulurken, görece daha az itibarlı ve ikincil sayılan meslekler kadınların yoğunlaştığı meslek gruplarını oluşturmaktadır.
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Avrupa Birliği kadın-erkek eşitliği kavramını “Tüm insanların kendi kişisel yeteneklerini geliştirmekte ve belirlenmiş katı toplumsal cinsiyet rolleriyle sınırlanmaksızın seçimlerini yapmakta özgür oldukları bağlamından hareketle; kadınların ve erkeklerin farklı davranış, istek ve ihtiyaçları eşit şekilde dikkate alınır, değerlendirilir ve kayrılır” şeklinde tanımlamaktadır (Altınova& Duyan, 2013).
Çocukluk döneminde; erkek çocuklara araba ve silah gibi oyuncaklar alınır ve atılganlık içeren oyunlar oynaması için teşvik edilir. Kız çocuklara ise bebek, mutfak eşyası ve makyaj malzemeleri gibi oyuncaklar alınır ve evcilik, yemek yapma gibi oyunlar oynaması için teşvik edilir. Yapılan bu yönlendirmeler çocukların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algılarını şekillendirir.
Genellikle erkek çocuklara ‘erkekler ağlamaz, kız gibi ağlama, ne kadar güçlüsün, erkekler bebekle oynamaz”, şeklinde; kız çocuklarına ise“, “hanım hanımcık ol, ne kadar güzel görünüyorsun, ne kadar duygusalsın’” gibi söylemlerde bulunulur. Erkeklere mavi, kızlara sürekli pembe giydirilir. Bu söylemler ve davranış biçimlerini gören çocuk, davranışlarına sınır koymayı ve etrafını da böyle algılamayı öğrenir.
Toplumsal Cinsiyet Algısı ile ilgili yapılan araştırmalar:
Çocukların en çok tercih ettiği program türü olarak bilinen çizgi filmler üzerine Thompson ve Zerbinos’ın (1995) yaptığı bir araştırmaya göre; çizgi filmlerde erkeklerin daha fazla temsil edildiği, öğretici çizgi filmlerde ise kadınların fazlasıyla kalıp yargılı davranışlar içinde oldukları ortaya çıkmıştır.
Araştırmalar toplumsal cinsiyet rollerinin orta ve üst sınıflarda, alt sınıflara göre daha esnek olduğunu ortaya koymuştur ( Kılıç ve ark., 2014).
Kılıç ve ark. (2014) yaptığı araştırmada çocuklara sorulan “anne para kazansa, baba evde çocuklara baksa nasıl olur?” şeklindeki “kışkırtıcı” soru, istisnasız tüm çocuklar tarafından reddedilmiş; hatta çocukların bir kısmı böyle bir durumu “saçma sapan”, “tuhaf”, “abes” gibi güçlü tepkiler vererek, böyle bir ihtimali temelden yok saymışlardır. Bu güçlü reddin altında yatan, aslında görmeye alışık olmadıkları için çocukların ne babalarına çocuk bakmayı, ne annelerine evi geçindirmeyi “yakıştıramıyor” olmalarıdır. Görüşlerinin meşruiyetini ise fiziksel “yapabilirlikte” bulmaktadırlar. Çocuklara göre babalar çocuk bakamaz; anneler ise evi geçindiremezler.
Yapılan bir araştırmada, oyunlarla ilgili sorulan soruların, hiçbirinde kızların oyunlarına özendiğini ifade eden bir erkek çocuk bulunmazken, kız çocukların hemen yarısı erkeklerin oyunlarına dahil olma isteklerini dile getirmişlerdir. Ayrıca erkeklerle oynamak isteyen kızlar genel olarak destek görürken; kızlarla oynayan erkekler özellikle erkekler tarafından küçük görülmektedir. ( Kılıç ve ark., 2014)
Arditti, Godwin ve Scanzoni (1991), Kadının Cinsiyet Rolü Özellikleri ve Tercihleri İle Ebeveyn Davranışının Algılanması başlıklı çalışmalarında, kız çocukların cinsiyet rollerinin gelişiminde ebeveynlerin rolünü incelemişler ve kız çocuklarının toplumsal cinsiyete ilişkin gelişimlerinde, annenin etkisinin babadan daha fazla olduğu sonucuna ulaşmışlardır (Öngen& Aytaç, 2013).
Gümüşoğlu’nun (2004), İlköğretim Öğrencilerinin Toplumsal Cinsiyet Algıları konulu araştırmasında araştırmaya katılan çocukların toplumsal cinsiyetle ilgili algılarının geleneksel kadın-erkek rollerine paralel olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan çocuklar anneleri çalışıyor da olsa annenin görevinin ev işleri ve yemek yapmak olduğunu, babanınsa gazete okumak ya da televizyon seyretmek gibi davranışlar içinde olması gerektiğini belirtmişlerdir (Öngen& Aytaç, 2013).
Kalaycı, Hayırsever Özcan (2012), İlköğretim Okulu Öğrencilerinin Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Algıları konulu araştırmasında öğrencilerin, toplumsal cinsiyet rolleri eşitsizliğine ilişkin algılarının, sosyo-ekonomik düzey yükseldikçe, eşitliğe doğru dönüştüğünü göstermiştir.
Signorella ve Hanson Frieze (2008) yaptığı çalışmada çocuklarda cinsiyet rollerine dair kalıpyargıların özellikle ailede, eşlerin toplumsal cinsiyetçi davranışlarına göre belirlendiğini göstermektedir (Kılıç ve Ark. 2013).
TOPLUMSAL CİNSİYET ALGISI NEDEN ÖNEMLİ?
Çocuk gelişiminin önemli evrelerinden biri, cinsiyet kimliğinin oluşmasıdır. Hatta toplumsal cinsiyet öğrenilen ilk toplumsal kategoridir. Cinsiyet kimliğin oluşması iki boyutta ele alınmaktadır, birinci boyutu çocuğun bedenini ve cinselliğini keşfetmesi, ikinci boyutu ise cinsiyetine uygun olarak gördüğü rolleri benimsemesidir.
Cinsiyet rollerinin benimsenmesi toplumsal cinsiyet algısının şekillenmesiyle iç içe ilerleyen bir süreçtir. Meslek gelişim sürecinde de çocuklar sahip oldukları toplumsal cinsiyet algısından etkilenmektedirler.
Bu süreç temelde aile, okul ortamı, medya gibi kültürel ve çevresel etkilerle şekillenmektedir. Bu nedenle çocukların toplumsal cinsiyet algılarının nasıl geliştiği ve bunun mesleki gelişim sürecine etkisini bilmek, çocukları desteklemek açısından önemlidir.
BİLİNMESİ GEREKENLER:
Zaman içerisinde ve kültürel olarak yapılanan toplumsal cinsiyet, doğuştan değildir ve değişebilir. Değişiklikler görülse de neredeyse her toplumda cinsiyet rollerine dayalı davranış örüntüleri kız ve erkek çocuklarına sosyalleşme süreci ile verilmektedir. Toplumsal cinsiyet oluşumunu ailenin ve sosyal çevrenin etkisi şekillendirir. Bu toplumsallaşma sürecinde aile ortamı, cinsiyet kimliklerinin yanı sıra toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin yeniden üretildiği bir alandır. Çocuk, ilk olarak kız ve erkek olgusunun ne demek olduğunu ailesinden öğrenmekte, bu durum süreç içinde cinsiyet kalıp yargılarının oluşmasına zemin hazırlamaktadır(Güder&Yıldız, 2014)
Çocuğun kız ya da erkek olduğunun farkına varması 3-4 yaş aralığında gerçekleşmektedir. Toplumsal cinsiyete ilişkin farkındalık, genellikle 7 yaş civarında gerçekleşmeye başlamaktadır. 7-8 yaş civarında içinde bulunduğu kültüre ait toplumsal normları ve davranış biçimlerini anlayabilme kabiliyeti gelişmeye başlamaktadır. Çocuk, 8 yaşını geçtikten sonra cinsiyetin karmaşık mekaniğini anlayabilir fakat fizyolojik ayrıntıyı ancak 11 yaşından itibaren algılayabilirler. Çocuk bu konudaki ilk izlenimlerini kendi ailesinde edinir. Ailede anne ve babanın rol paylaşımları ve birbirlerine davranış biçimlerini gözlemlerken toplumsal cinsiyet hakkında bir düşünce biçimi geliştirir. 10-11 yaş döneminde otorite kaynaklarının takdir ve beğenisi çocuk için çok önemlidir. Toplumsal cinsiyet rolleri yerine getirdikçe çocuk toplum tarafından takdir edilir ve böylece roller toplumsal takdiri kazanmak, toplumsal dışlanmadan kaçınmak güdüsüyle değişmeyen ve katılaşan bir form halini alır. Bu nedenle çocukluk dönemi cinsiyet rollerinin öğrenilmesi için en uygun dönemdir(Kılıç ve Ark., 2014).
Toplumsal cinsiyet rollerinin aktarımı, çocukların toplumsal cinsiyet düşüncelerinin şekillenmesi açısından önem taşımaktadır. Çocuklar, toplum tarafından kız ya da erkek olarak tanımlanmalarının ardından, cinsiyetin kültürel anlamlarını ve toplumsal cinsiyet rollerini de öğrenmeye başlarlar. Bu nedenle bir toplumda kadın ve erkeklerin toplumsal durumu o toplumda geçerli olan toplumsal cinsiyet algısından etkilenir.
Toplumsal cinsiyetin oluşumu, gelişimi ve cinsiyetler arasındaki farklılıkların nedenlerinin ortaya konmasıyla ilgili pek çok kuram vardır. Bunlardan bazıları:
Freud’un görüşlerine dayanan Psikanalitik kuram,
başka insanların davranışlarının öğrenilmesiyle cinsiyet farklarının şekillendiğini öne süren Sosyal Öğrenme Kuramı,
bu kuramın tersine kişi cinsiyet kimliğini başkalarına değil kendi isteğine göre kazandığını belirten Bilişsel Gelişim Kuramı,
kadınlık ve erkeklik rollerinin kültür temelli olduğu görüşünü benimseyen Toplumsal Cinsiyet Şema Kuramı olarak sınıflandırılabilir (Yogev, 2006).
Freud’un psikoseksüel gelişim kuramına göre; çocuğun gelişim dönemlerinde maruz kaldığı sosyal kodlar ve iletiler onun toplumsal cinsiyet rollerini etkilemektedir. Örneğin ebeveynlerin erkek çocukları güçlü, atak, sağlam ve kararlı, kızları ise tatlı, yumuşak ve hassas olarak tanımlayıp bu kodlarla yetiştirmeleri.
Bir diğer önemli kuram da Sosyal Öğrenme Kuramıdır. Gözleme dayalı öğrenme olarak da tanımlanan sosyal öğrenme kuramına göre birey, sosyal çevresinde yer alan davranışları gözlemleyerek öğrenir. Çocuklar için ebeveynleri, arkadaşları, öğretmenleri ve kitle iletişim araçları model oluşturmaktadır. Çocuk bu modeller aracılığıyla gözlemlediği davranışı öğrenir ve pekiştirmeler aracılığıyla öğrendiği davranışı içselleştirir.
Bilişsel gelişim kuramını benimseyen ekolde, cinsiyet rolü kazanımını çocuğun bilişsel süreçleri ile açıklar. Çocuk sosyalleşmesine aktif olarak katılır ve kendi cinsiyet rolünü biçimlendirmeden sorumlu olur.
Toplumsal cinsiyet teorisine göre; toplumsal cinsiyet görünümleri kültürel olarak üretilir, medya ile pekiştirilir ve medyada kadınların sunumu eşitsizdir. Toplumsal cinsiyet kalıpyargıları (stereotipleri) kadın ve erkeklerin karakteristik davranışları, kadın ve erkeklere uygun farklı eylemlere ilişkin genel inançları içerir.
Çocukluk dönemini toplumsal cinsiyet algısı gelişimi üzerinden ele aldığımızda; en göze çarpan özelliklerden biri çocukların kendilerini tamamen kız ve tamamen erkeklerden oluşan gruplara ayırma ve genellikle diğer cinsiyetlerdeki çocuklardan uzak durma eğilimleridir. Cinsel gelişim açısından gizil oldukları bir dönemin içerisinde olmaları bu cinsiyet ayrışmasının belirleyici nedenlerindendir. Çocukların hemcinslerinden oluşan grubu tercih etmelerinin bir nedeni de oyunlarında ve oyuncaklarında cinsiyetlerine uygun ilgiler geliştirmeleridir. Bu nedenle sınıftaki oturma düzeninden, oyunlara, sosyal aktivitelerden mesleki ilgilere toplumsal cinsiyet algısı kendini yoğun derecede hissettirir. Erkek çocuklar genellikle üstünlüğü, rekabeti ve fiziksel teması ön plana çıkaran, sert ve düşme ihtimalleri olan oyunlardan hoşlanırlar. Kızlar tam tersine daha az fiziksel temasla meşgul olurlar, çatışmayı en aza indirmeye çalışırlar, bu yüzden erkek çocuklarının oyun tarzlarını iğrenç bulabilirler. Bu bağlamda başlangıçta intizamsız ve kuralsız oyunlarda veya faaliyetlerdeki küçük cinsiyet farklılıkları çocukların kendilerini cinsiyete göre ayırmalarına yol açar. Bu da etkileşimle ilgili farklı oyun, aktivite ve normlarla, bir hemcins kültürünün yaratılmasına yol açar. Oyun seçimlerinde cinsiyete bağlı bu ayrışmanın en büyük nedeni ailelerin çocukları toplumsal cinsiyet algılarıyla yönlendirmeleridir.
Okul öncesi dönemden itibaren başlayan meslek seçimi sürecinde çocuklar aile üyelerinin yakın çevrelerinde yaşayan sevdikleri büyüklerin, öğretmenlerinin, arkadaşlarının, izledikleri filmlerdeki kahramanların, medyada öne çıkan ünlü kişilerin etkisinde kalarak meslekleri araştırmaya ve mesleklerin kendilerine uygunluğunu test etmeye başlarlar. Bu süreci etkileyen faktörler arasında bireyin ilgileri, yetenekleri ve mesleki değerleri, anne-baba ve öğretmenlerin görüşleri, mesleklere atfedilen toplumsal değerler, bireye sunulan eğitim olanakları, okul başarısı ve toplumdaki istihdam politikaları bulunmaktadır. Tüm bu faktörleri etkileyen temel faktörün ise toplumsal cinsiyet olduğu düşünülmektedir (Tarhan, Çetin- Gündüz ve Kılıç, 2014).
Kız çocuklar küçük yaşlardan itibaren bebekler, ev gereçleri, ütü, ayna, tarak gibi oyuncak setleriyle evcilik oyunları oynarlar. Oyunları annelerinin günlük yaşamının yansıması gibidir. Kız çocukları bebekleriyle oynarken içselleştirdikleri annelik rolüne özenirler. Bu öğrenmelerin etkisiyle kız çocuklarının genellikle insanlarla ilgilenmeyi gerektiren ve kadınların şefkatli, duygusal olarak tanımlanan yapılarına uygun olarak öğretmen, doktor, hemşire, hostes gibi mesleklere yönlendirildikleri görülür. Dünya genelinde de bu meslekleri tercih eden kadın sayıları yüksektir. Kız çocuğu büyürken yönlendirildiği davranışlar oynadığı oyuncaklar aracılığıyla kadınlık ve annelik rollerini benimser ve büyürken bunu sorgulamayı bırakır. Bu şekilde kadına yönelik toplumsal cinsiyet algısını öğrenmiş ve benimsemiş olur. Erkek çocuklarınsa hayalini kurduğu meslekler benzerlikler taşır. Pilot, araba yarışçısı, astronot, futbolcu olmak isteyen pek çok erkek çocuğu vardır. Çünkü oynadıkları oyuncaklar ve onlara anlatılanlar onları bu şekilde yönlendirmektedir.
5. sınıf döneminde biyolojik ve toplumsal cinsiyet rolleri netleşir. Biyolojik olmaktan çok kültürel olarak görünür olan cinsiyet rollerine dayalı olarak meslek seçimlerini etkilemektedir. Kızlar ve erkekler çok daha küçük yaşlardan itibaren kendileri için bu mesleklerin uygun olduğunu duyarak yetişirler. Kültürümüzde kız çocuklarına en uygun olduğu düşünülen meslekler öğretmenlik, hemşirelik, psikologluk gibi hizmet mesleklerdir. Erkek çocuklara ise mühendislik, hekimlik, askerlik gibi mesleklerin uygun olduğu mesajları verilir. Dolayısıyla cinsiyet rollerine bağlı olarak alınan eğitim ve yapılan meslekler farklılık gösterebilmektedir. Eskiye oranla azalsa da hala kadın ve erkeklere daha uygun olduğu düşünülen meslekler vardır. Daha 4 yaşlarındayken bile çocuklar cinsiyete dayalı olarak meslek tercihlerinde bulundukları gözlemlenmektedir. Akademik başarıları aynı olsa da kızlar erkeklere göre daha az mesleki hedef belirlemektedirler. Dolayısıyla cinsiyet, kültürel olarak verilen cinsiyet rollerinden etkilenerek meslek seçimlerini etkilemektedir(Korkut Owen, 2008).
Büyüme ve sosyalleşme sürecinde kız çocuklarına daha çok sosyal beceriler ve konuşma becerileri ile fiziksel olarak çekici olma, ev sorumluluğu gibi özellikler öğretilirken, erkek çocuklarına teknik beceri, otoriterlik, fiziksel güce verilen önem öğretilmekte, bu durum, cinsiyetle cinsiyete özgü olduğu düşünülen mesleklere uygun nitelikler, beğeniler ve beklentilere güçlü bir eğilim yaratmaktadır (Ersöz,1997).
Cinsiyet, cinsiyet rolleri ve cinsiyetçi kalıp yargılar kariyer seçeneklerinin sınırlanması bakımından önemli etkenler arasındadır. Toplumsal cinsiyet rolleri kadın ve erkeklere yönelik tutumları etkiler, çocukların seçebilecekleri meslekleri sınırlar.
Çocukların toplumsal cinsiyete ilişkin kalıp yargıları kabul etmeleri onların kendi varlıklarını ve diğer cinsiyeti algılama biçimlerini etkiler. Bu algı biçimi arkadaşlık ilişkileri, evliliğe bakışı, meslek seçimini etkilemekte çocuğun hayatını yönlendirmesinde etkili olmaktadır. Kalıp yargıların etkisi altında kalan çocuk özgür seçimler yapamaz ve kendini rahat ifade edemez. Bu da çocukların kişisel başarısı ve hayat tatminini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
NE YAPABİLİRİM?
Çocuklar bilgi ve beceri geliştirip deneyim kazandıkça cinsiyetçi ayrımcılıktan uzaklaşmaktadırlar. Dolayısıyla çocukların karşı cinse uygun olduğu düşünülen farklı etkinliklere yönlendirilmesi, bunun için desteklenmesi önemlidir.
Eleştirel düşünme becerileri, diğer her tür kalıp yargı gibi, cinsiyetçi kalıp yargılarla başa çıkmanın da en temel araçlarındandır. Ebeveynlerin çocuklarına eleştirel düşünme becerisi kazandırabilmek için neden sorusunu sıkça sormalıdırlar.
Çocukların adalet duygusunun çok güçlü olduğu görülmüştür. Cinsiyetçiliğin hem kadın/erkek arasında hem de kadınların ve erkeklerin kendi içinde yarattığı haksızlığı fark etmeleri bu bakış açısından uzaklaşmalarını sağlayacaktır. Farkındalığı artıran en önemli etmenlerden biri, farklı örnekler görmeleridir. Hele bu örnekler kendi yaşamlarından olursa etkisi daha da yüksek olmaktadır. Bu durum “ben de yapabilirim” demelerini sağladığı gibi ayrımcı tutumdan uzak durmalarına da olanak tanır.
Kızlar ve erkeklerin birlikte vakit geçirip birlikte üretmeleri sağlayan durumlar da cinsiyetçi kalıp yargıları esnetme olanağı geliştirmektedir.
Bireyin kimliğinin kazanması sürecinde model aldığı, gözlemlediği çevre, onun kişiliğinin oluşmasında oldukça önemlidir. Bu sürecin incelenmesi, toplumsal cinsiyet rollerinin edinilmesinde kaynak olan çevrelerin bilinmesi ve hangisinin daha baskın olduğunun ortaya konması toplumda var olan cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılmasında önemli bir adım olarak düşünülmektedir.
Ebeveynlerin çocuklarının izledikleri programlara mutlaka müdahale ederek denetlemeleri çocuğun doğru bir cinsiyet algısı oluşturması için önemlidir.
Birçok okulda duvarlardaki tüm asılı resimlerde erkek bilim adamları ve sanatçıları görebiliriz. Neden ünlü bilim kadınları ve sanatçı kadınların resimlerini ve yaptıklarını asmayalım?
Aynı şekilde ev ortamında ünlü kadın bilim insanları ve sanatçı kadınlar hakkında konuşabilirsiniz.
Ev ve okul ortamında iş bölümünü cinsiyet eşitliği gözeterek yaparak çocukların deneyimlemesini sağlamak bir saat toplumsal cinsiyet anlatmaktan çok daha kalıcı olacak ve farkındalık sağlayacaktır
Öğretmenler sınıfta çocuklar için rol modeldir. Geleneksel cinsiyetçi kalıpların dışında örneklerle öğrencilerdeki cinsiyetçi kalıpların esnemesini sağlayabilirsiniz. Kırmızı pantolon giyen bir erkek öğretmen neden olmasın?
Meslekler hakkında bilgilendirme yapıldığı çalışmalar ya da etkinliklerde toplumsal cinsiyet konuşmak ve bu konuda farkındalık yaratmak için çok önemlidir. Erkek hemşire, kadın cerrah, erkek okul öncesi öğretmeni ya da kadın inşaat mühendisi ile mesleklerin var olduğuyla ilgili paylaşımlar yapılabilir. Önemli olan çocuklara “Neden Olmasın” diyebilmeleri için alan yaratmaktır.
Ev içinde aile üyeleriyle beraber, okul ortamında sınıfın tamamının sorumlulukları birlikte paylaşması noktasında tutum sergilenmelidir.
Ev içinde aile üyeleriyle beraber, okul ortamında sınıfın tamamının kararları birlikte alması önemlidir
OKU-İZLE- OYNA-GEZ- KATIL
Toplumsal cinsiyet”, ”ayrımcılık” konularını eğitim alanlarına taşıyabiliriz.
Bu konuda İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi’nin (ÇOÇA) çeviri ve uyarlamasını yaptığı Pusulacık: Çocuklarla İnsan Hakları Çalışmak isimli kılavuzdan STK eğitim ve araştırma biriminin Şebeke isimli projesi kapsamında çevriler
“Toplumsal Cinsiyet Konu(şma)ları” kitabından ve
Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Biriminin “Ayrımcılık Sorunu Eğitim Ortamlarında Nasıl Ele Alınabilir? Eğitimcilere Yönelik Örnek Ders Uygulamaları ve Kaynak Destek Projesi(ASED)” kapsamındaki yayınlarından yararlanabilirsiniz.
Ayrıca çocuklarla bu konuda oyunlar oynamak isterseniz ÇOÇA’ nın “Neden Olmasın” ve “Mesela Sokağı” oyunlarını kullanabilirsiniz.
Kaynakça link-
Dinçel,E., 2006 Ergenlik Dönemi Gelişimsel Ödevleri ve
Psikolojik Problemler Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi
Ankara
Yogev, Ş. P.,2006. Ergenlerde toplumsal cinsiyetin kazanılması aile, okul ve arkadaş etkisi. Ankara üniversitesi yl tezi.
Korkut Owen, F. (2008). Mesleki seçimleri etkileyen ana etmenler, (R. Özyürek Ed). Kariyer Yolculuğu, (ss.1-23), Ankara: Ulusal Ajans
http://www.efdergi.hacettepe.edu.tr/upload/files/3563-okul-oncesi-toplumsal-cinsiiet-1.pdf
http://asosindex.com/cache/articles/article-1423931177.pdf
http://www.wstudies.pitt.edu/wiki/images/0/06/gender_roles_in_animated_cartoons_has_the_picture_changed_in_20_years.pdf
http://www.sosyolojidernegi.org.tr/s/2300/i/2014-2-Sosder-Zeynep_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7,_Ay%C5%9Fe_Beyazova,_H._Melda_Akba%C5%9F,_Ayten_Zara,_%C4%B0rem_Serhatl%C4%B1.pdf
http://www.journals.istanbul.edu.tr/iusoskon/article/view/1023022124/1023020698
http://www.cocukhaklariizleme.org/wp-content/uploads/aile-ara%C5%9Ft%C4%B1rma-rapor.pdf
Yazan: Psikolojik Danışman Gökben Gökçeer
Bireysel Psikoterapi, Çocuk & Ergen Danışmanlığı ve Eğitim Koçluğu